harici haber

Dış Basında Pertürbasyon Taktiği

Pertürbasyon mu ne demek? Ne önemi var, dikkatinizi çekti ya. Önemli olan da o. Belli başlı sermaye gruplarının elinde olup, bu sermaye kuruluşlarının daha emin ve daha çok, daha daha çok para kazanması gibi kutsal misyonlarına bir de tarafsız ve özgür basın misyonu gibi bir sos ekleyen medya kuruluşlarının da yaptığı bu. Özellikle de 12 Haziran seçimlerinden sonra.

Ortaya şöyle bir tablo çıkıyor. Şu anda yürütülen kesinlikle bir “B” planı. Demek ki, A planı da vardı. Eğer bu B planı yani “her türlü sulandırma, işi çorbaya çevirme operasyonu” ise, A planının  bundan farklı olması lazım. Demek ki A planı, AK partinin değil de, -artık bilemiyoruz ne hayalleri vardı, belki CHP-MHP koalisyonu-ülke de başka bir iktidarın olması.

Akrabaları, sevdikleri, yandaşları, alkışçıları, şak şakçıları onlara tam destek verdi, özellikle son 1-2 yıldır, ama tutmadı işte. Türk halkı medya zehirlenmesine karşın bir pan zehir geliştirmiş, yutmaz artık. Batı’dan ve Batı’nın Türkiye’deki destekçilerinin olanca baskısına rağmen, halk istikrarı seçti. Tüm dünyanın tebrik etmek zorunda kaldığı demokratik ve şeffaf seçimler yaparak.

İşte tam da bu yüzden B planı devreye girecek:  “Türkiye hakkında, Türk halkında ve tüm dünya kamuoyunda, “Türkiye’de olup bitenler” üzerine atılan her düşünceyi ve olguyu sulandırıp, kafa karışıklığına yol açmak.

Yeni yükselen güç Türkiye mi? Bunun haber ve analizlerini maalesef ülkemiz aydınları yapamıyor, çünkü aydınlarımız şu aralar Millet’in Meclisini boykot eden mızıkçılarla, sokaklara molotof atma tehdidinde bulunanlarla uğraşıyor. Türkiye’nin global aktör olarak yükselen bir güç olma olgusunun derinlemesine analizlerini yapacak olanlar ise, yine maalesef, dış basın oluyor.

Elbette, taraflı, dar ve fasit bir çerçeveden olaya bakacaklar, kasıtlı olarak. Türkiye’yi yükselen bir güç olarak göstererek, yeni ve ilginç bir şey söylüyormuş gibi yaparak tüm meseleyi o kadar karman çorman gizli saklı kolonyal-emperyalist korku ve içgüdüler ile karıştırıp bir yandan da  oryantalist fantezilerle öyle bir sulandıracaklar ki, okuyan herkesin kafası karışacak. Arap okuduğu zaman “Bir dakika, Türkler hiç bir zaman benim kadar İslam’a sahip çıkmazlar, o zaman benim liderim olamaz” diyecek. Avrupa’lı “Tamam, öyle radikalleşmeden orta-doğu’da lider olsunlar ama görünen o ki, Türkiye’de yeni bir padişah varmış, adı da Tayyip’miş, o zaman Türkiye hiç bir zaman benim gibi demokrat olamaz” diyecek.

En son “Bloomberg” attı böyle bir başlık “Yükselen Türkiye Neo-Osmanlı Tehditi” değilmiş. Yer yer övücü cümleler var metin de, herhalde bizim basında da bir iki güne kalmaz akisi çıkar.

Ama metni iyi incelediğinizde Türklerin tarih boyunca hep demokrasi sınavından hep yenik çıktığı, Osmanlı’nın ne kadar az hoşgörülü olduğu, %50’lik AKP zaferinin demokrasi için Türkiye için aslında bir tehlike olabileceği gibi tuhaf, bilimsel(!) tespitler ustaca satır aralarına yerleştirilmiş.

Bir dakika, bu Bloomberg’in işi ne? Uluslar arası ilişkiler ile ilgili yorum yapsın, ne zamandan beri orta-doğu tarihi uzmanları oldular? Bunların asıl dertlerinin ekonomi olması gerekmiyor mu? Bir açıklasana o zaman Türkiye nasıl “rekor” kırmış, madem ekonomi uzmanı bir kuruluşsunuz? Çünkü Türkiye’deki bazı kalemler Türkiye’nin ekonomik anlamda son çeyrekte Çin’i bile solladığının doğru olmadığını, yandaş kalemlerin böyle haberleri rakamlarla oynayarak uydurduğunu söylüyor, lütfen siz bizi ekonomik ekspertizliğinizle aydınlatır mısınız? Bu rakamlar doğru mu? Çin’i bile solladık mı?

Doğru herhalde, bu konuda “Batılı Ekonomi Haber Kaynaklarından” tıs yok.

Ama yok, onun yerine, “Yükselen Türkiye’nin Tehdit olmayışı” ile ilgili derin analizde lafı dönüp dolaştırıp, Hristiyan azınlıkların nasıl Türkler tarafından ezildiğinden filan bahsediyor.

Bir zıplıyor “laiklikten” dem vuruluyor, bir zıplıyor “Erdoğan’ın çılgın projeleri çok mu çılgın” fikrine konuyor. Oradan zıplıyor Ahmet Davutoğlu “çok seviliyor ama çok romantik, çok ütopik”

Biz bir şey anlamıyoruz açıkçası böyle tüm dünyaya servis edilen analizlerden. Türkiye yükselen değer mi, değil mi? Global aktör mü değil mi?

Yahu ne gerek var bu fiyakalı laflara?

Çağlar boyunca Haçlı seferlerini en çok ve en şiddetli biçimde durduran kim?

Türkler.

İşte tam da bu yüzden “Türkiye yükselen değer ama, Türkiye orta-doğu’da lider olacak ama, Türkiye İslam dünyası için rol model ama, ama ama ama” diye bol kıvırtmalı bir sürü zırva analiz.

Ne tuhaf, Türkçe olimpiyatları gibi uluslararası ve haber değeri muazzam olan bir güzellikten bahseden dış basına rastlamadık bu aralar, ne tesadüf değil mi?

Varsa yoksa Türkiye’nin “şu anki konumu” üzerine kafa karıştırıcı, ipe sapa gelmez analizleri janjanlı cümlelerle süsleyip, her bir takım medyalara iletmek.

Pertürbasyon’u biz uydurduk, öyle bir sözcük yok Türkçe’de, olmasın da zaten. İngilizce’de perturbation “huzursuz etmek üzere kafa karıştırmak” demek.

Bu ülkede bir gece içinde tüm millet okumaz-yazmaz kılındı, üstelik göz tansiyonu hastalığına davetiye çıkarırcasına, bir gün önce, yüzyıllardır olduğu gibi sağdan sola okuyan bir millet,ertesi gün soldan sağa okumaya zorlandı, optik anlamda şaşı olmadık belki ama felsefenin dünyayı ve olaylarını algılama ile ilgili alt kolu olan fenemoloji açısından şaşı olduk;

Otobüslere oturgaçlı-götürgeç dendi.

Biz bir sözcük uydurmuşuz çok mu?

Nasıl ki, yüz küsur mebus, “bir konuya dikkat çekmek için” bile bile yemin etmeyerek yanlış eylem sergiliyor, bizimki de öyle.

Ne olursa olsun artık Türk milletinin beyin kılcal damarlarında sarih ve ferah bir kan dolaşıyor, pertürbasyon da desek, mertürbasyon da desek kimse kimseyi kandıramıyor, ne ala.

Tarihin normal seyri içerisinde Türk milleti emin adımlarla kendi kaderine doğru ilerliyor.

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Tem 3 2011. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes