harici haber

Medeniyetler Çatışması Fikrinin Kökeni

Başbakanın azınlıklara vermiş olduğu iade-i mülk müjdesi özellikle Avrupa medyasında son dönemlerde artan pozitif bir sorgulama akımına oldukça olumlu bir ivme kazandıracak. Bu sorgulama akımının ilk tetiği Norveçli katilin Müslüman çıkmaması ile, kendiliğinden çekilmiş oldu.

Kendiliğinden diyoruz çünkü nedense Avrupa düşüncesi sosyal entegrasyondan sorumlu şubeleri, son 50 yılda, belki refah toplumu fikrinin katmerleşmesi ve bunun göçmenler sorunu ile de birleşerek işin içinden çıkılmaz bir hal alması sonucu, tembelleşti. 11 Eylül’den hemen sonra Irak’ın işgaline karşı çıkan Avrupa entelijansını susturmak için bir Londra, bir de Madrid bombalamaları yetmişti. Ama Norveçli katilin sergilediği vahşet tiyatrosu bir milat oldu ve umarız Avrupa düşüncesi, fikir üretme alanında o eski işlerliğine kavuşur.

Her ne kadar kökenlerini, daha da ileri giderek nispeten kökensiz oluşunu eleştirsek de, Avrupa medeniyetinin felsefi ve sosyolojik yapıtaşlarının yerli yerine oturması, yükselen ırkçılığa karşı Avrupa’nın geliştirebileceği tek panzehir.

Evet, maalesef 70 gencin öldürülmesi gerekiyormuş, bilinç-dışı örtük pagan ifritlerin düşlerinin, hala Avrupa kasvetini körüklemeye devam etmesi için kurban kanı gerekiyormuş.

Son 1 aydaki Avrupa basınında çıkan fikir yazılarının çoğunluğu kültürel tanımlamaların, İslamofobi ve bunun tarihsel ve sosyal uzantıların yeniden sorgulaması üzerine. Tek kelime ile bu iyi birşey. Ancak daha öncede belirttiğimiz gibi bu uğraşının anlamsız yere bir “İslam düşüncesini sulandırma operasyonuna” dönüşme riski var.

Ayrıca kısa bir süre önce Avrupa’nın İslam üzerinden kendi kimlik krizini çözmeye çalıştığını yazıp, biraz tumturaklı bir eda ile “Onbinlerce senelik uhrevi bir mirasa sahip Orta-Doğu insanına duyulan gizli saklı bir özenme-öykünme olmasın sakın?” diye sormuştuk, Avrupa’nın doğu kültürlerine bu kadar kafayı takmasının sebeplerini sorgularken.

Sanki bugün Der Spiegel’de yayınlanan, Rolf Scheider imzalı bir makale bütün bu konulara değinme ihtiyacından kaleme alınmış. Scheider’in bizim yazılarımızdan haberdar olduğunu hiç sanmıyoruz ama aklın yolunun prensiplerinin bir olması ilkesinden yola çıkarak, buna pek şaşırmamak gerek.

“Almanya’nın İslam ile olan sağlıksız takıntısı” diye başlık atılmış. Özetle “Bizim artık karar verip, kabul etmemiz gereken bir şey var, o da İslam üzerinden yaptığımız tartışmaların özünde aslında kendi kültürel ve kimlik problemlerimizi tartışmak yatıyor” diyor.

Guten morgen Herr Scheider diyoruz, Post-kolonyal edebiyata, oryantalist maskaralıklara ilk tepki veren orta-doğulu aydınlar “Batı doğu üzerinden, kendi kimliğini inşa eder bu yüzden her daim ötekine ihtiyaç duyar. Doğunun böyle bir derdi hiç olmamıştır” dediklerinde onlara dudak büktünüz ama.

Yanlış yolun neresinden dönülse kardır öyle değil mi?

Ancak bu u-dönüşünü basit bir şekilde “İslamofobi konusunu abarttık, parlamentolarımızı ırkçı siyasetçilerle doldurduk” gibisinden bir önlemler paketi, bir fren mekanizması olarak ele alırlarsa, bu sorgulama, bu hesaplaşma yine temelsiz olur.

Asıl mesele medeniyetler çatışması fikrinin kökenlerini incelemek. Almış olduğumuz edeb ve terbiye insanların değil de, fikirlerin kökenlerini kurcalamayı öngördüğünden, Bernard Lewis’in veya Samuel Huntington’un zat-ı alilerinden ziyade, politik motivasyonları veya ideolojik saplantılarının nasıl Avrupa ve İslam coğrafyasını karşı karşıya getirmekten başka bir şeye yaramadığını sorgularız sadece.

Özellikle Huntington çok arzuladığı halde “kültürel çatışma” fikri hızla yakıtını kaybediyor. Muhtemelen onun göremediği şey, kültürel çatışma fikrinin hızla ideolojik bir saplantıya ve bu ideolojik saplantının Avrupa coğrafyasında hızla ırkçı dalgalanmalara yol açmış olması. Belki de gördü ya, kasıtlı olarak amaç bu yöndeydi, “medeniyetler çatışması” diye başlıklar atarken.

Avrupa’da ırkçılığın yükselmesi tek mesele olsa iyi. İşte “gariban” İngiliz gençleri dükkanları yağmalayıp son model teknoloji ürünleri çalıyorlar, çünkü paraları yok.

Çünkü Avrupa ekonomisi ısrarla, kararlı bir şekilde tehlike sinyalleri veriyor.

Bu da yetmezmiş gibi Avrupa basını, örnek olarak IMF başkanının maruz kaldığı seks skandalına odaklanıyor, IMF’ye hoşt demeyi başarmış ve sessizce bir devrim gerçekleştirmiş İzlanda halkından hiç bahsetmiyor.

Böyleyken Der Spiegel’de yayınlanan tek bir makale bile çölde vaha etkisi yapıyor.

Bu yüzden Avrupa yavaş yavaş islamofobi, artan ırkçılık gibi konulara eğildikçe, asıl kurcalamaları gereken “Medeniyetler çatışması” fikrini kafalarına kimlerin soktuğu.

Huntington’un biri bir taş atınca kuyuya, çıkarmak için 40 akıllı değil, bir Norveç delisi yetti.

Yetti de, asıl mesele dönüp dolaşıp aynı yere çıkartıyor bizi.

Doğudan tamamen yüz çevirmiş bir Avrupa kendi kimliğini nasıl yeniden inşa edecek?

Yüzlerce minik feodal krallığa bölünerek mi, yoksa Hristiyanlık şemsiyesi altında birleşerek mi? İkinci seçeneği geçen yüzyılın sonunda tanrı öldü diyen varoluşcu feylesofları baş tacı ederek zaten yitirdiler.

Her Avrupa bankasının etrafında yeni bir mini krallık kurulsa ne olur, kurulmasa ne olur?

Neyse ki İslam’ı tartışmayı bırakıp yavaştan yavaştan “kendilerini” tartışmaya başladılar, bize de kitap ehline haydi hayırlısı demek düşer.

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Ağu 29 2011. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes