harici haber

Siyasal İslam’ın Önünü Kim Kesmek İster?

En güzeli, artık bu coğrafyanın halkları batıdan gelen mercek dayatmalarına çok güzel cevap verebiliyor. Her türlü vesayete karşı çıkabiliyor. Laiklik, modernleşme, batılılaşma masallarına göre değil, kendi genetik şifresine, kodlarına göre düşünüp, hareket edebilecek.

Biz başbakanımızın son ziyaretlerinde yaptığı laiklik vurgusunu kasıtlı olarak Mısır’da Müslüman kardeşlerin elini güçlendirmek ve Tunus ve Libya halklarının tepkisel olarak “laikliğe” mesafe koyması için yaptığını düşünüyoruz.

Elbette bu yorum okunduğu kadar basit değil, biraz katmanları doğranıp, kabuklar soyulmalı. Cücüğe ulaşmak biraz zaman alabilir, sabredin.

Öyle hüsn-ü zan ve sui zan gelgitliğinde boğulduk da, sırf hükümet hakkında olumlu düşünmek için söylemiyoruz bunu. Arap sokağına nasıl hitap edeceğini çok iyi bilen tecrübeli bir siyasetçi var karşımızda ve hem kendisinin şahsi, hem politik serüveninin haklı olarak “batıdan ithal edilsin edilmesin, sanki doğu mamülü bir laiklik varmış gibi” laiklikten çok çektiğini bile bile niye böyle bir şey söylesin?

Öncelikle ülkemizdeki Tel-aviv’e göbekten kordon bağlıların savaş imdatlarının, gizli-aşikar s.o.s vermelerinin gazı alınmış oldu.  Zaten ısınmış sular biraz daha yatıştı, uluslararası alanda İsrail’in daha beter akordu bozuk borazan çalınmasının önüne kesildi.

Biz elbette kendimizi “bu coğrafyanın” en önemli ülkesi görebiliriz ama İsrail’in en önemli bir başka sorunu var, Mısır.

Ve Müslüman Kardeşler.

Ve bütün bunların dolayısı ile tüm Avrupa ve ABD medyalarına sürekli pompalanan, laiklik kisveleri altında “siyasal” İslamın önünü kesmek, Müslümanları kamusal alanın erk faaliyetlerinin dışına itmeye çalışmak.

Bu siyasal projeler elbette gecelik ilişkiler değil, geçmişleri var, dallı budaklı.

Bütün bunların akabinde Müslümanın toplumsal anlamda elini zayıflatmak. Zayıflatamazsa sulandırmak.

Proje üstüne proje geliştiriyorlar. Harıl harıl çalışıyorlar. Son yirmi yıldır bazı “derin Amerikalılar” Irak işgali planları yapıyor, bu işgalde en önemli konumda, yardımcı-müttefik olarak Türkiye’yi görüyor, tezkere geçmiyor, 2003’te, çuval geçiyor ve müttefik olarak Türkiye’nin üstü çiziliyor.

Evet, tek bir Pentagon yok, tek bir derin devlet yok. Bir ABD’li istihbaratçı “BOP” diyorsa, bir başka stratejist “hoop” deyip, buna alayla yaklaşıyor. Biri “Türkiye’den artık dost olmaz” diyorsa, öbürü itiraz ediyor.

Ancak 2003’te genel görüş, Türkiye’nin üstünün çizildiği.  Ve dert Türkiye’nin bölgesel hassasiyetleri dikkate alınmadan, tüm coğrafyanın haritasını değiştirmeye kalkmak.

Bizim siyasetimiz bilerek veya bilmeyerek  bütün bunları görüyor, itidalli davranıyor.

Sonra 2007 seçimleri “zaferi”, askeri vesayete halkın attığı ilk tokat. Görüyorlar ki, “Arap baharının polen tozcukları aslında Türkiye’den saçılacak, halk artık batıdan gelen hiç bir klasik “zokayı yutmayacak”.

Ve 2007 seçimlerinin sonucu ile birlikte “Orta-Doğu’nun harita üzerinde bölme-çarpma senaryoları” rafa kalkıyor.

Amerikan ekonomisi 2008’de ilk patlağını veriyor, “1929’dan beri en kötüsü olabilir” diyorlar.

Bazı derin abiler diyor ki, “Dedik size, takmışsınız kafayı Orta-Doğu’ya, asıl derdimiz Çin olmalı bizim. Bize ne hem İsrail’den?”

Köklü lobiler hemen feryat figan, ABD Orta-Doğu’dan çekilirse, Çin’e odaklanırsa, kim dinler Tel-Aviv masallarını bu civarda? Hem zaten Türkiye 2008, 2009 derken iyice normalleşmiyor mu, bir de üstüne üstülük referandum, uzaktan kumandalı darbeler filan da olamaz ya artık.

Biz İsrail ile şu günlerde kriz yaşarken, ABD’nin ikinci adamı, kadim İsrail dostu Joe Biden’in ağzını bıçak açmaz mı? Açmaz tabi, Çin ve Moğolistan ziyaretleri ve onun akisleri ile meşgul. Üs mü kuracaklarmış ne, Moğolistan’a yapılan ilk ABD ziyareti. Aynı günlerde CNN’de dönen, milyon dolarlık “Moğolistan’a yatırım yapın” reklamları.

Bayan Clinton’ın birinci derdi ne biz, ne İsrail. Bu hafta Filipinler ve Avustralya ile ortak “donanma” işbirliği imzaladılar, dert yine Çin.

Pentagon’dan sızan son raporlar hep Çin-Güney Doğu Asya “deniz savaşları” ile ilgili, Orta-Doğu ile ilgili değil.

Bütün bunlar wikileaks’te satır aralarında yazıyor, evet, 2007 seçimlerinin hemen ardından “Abi sen bu bopları filan unut artık” demiyor elbet diplomatlar ama satır aralarında okuduklarımız bu yönde. Daha fiyakalı bir şekilde “Orta-Doğu’da paradigmalar değişiyor” diyorlar.

Türk halkının bilerek veya bilmeyerek fark etmez, vesayete dur demeye başlaması Orta-Doğu’da pek çok dengeyi alt-üst ediyor.

2010 itibari ile biliyor ki ABD, Orta-Doğu’da güçlü, istikrarlı bir Türkiye aynen devam edecek.

Irak’ta işi bitmiş, ihaleler dağıtılmış.

Şımarık çocuk İsrail yapışmış, babasının paçasına, baba Çin’e odaklanmak istiyor, çocuk bırakmıyor.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi tüm Arap halkları vesayete hayır demeye başlıyor, birer birer, ister bilinçli, ister fevri, ister dış destekli, ister kalb-i, diktatörler devriliyor.

İsrail’i bir “Siyasal İslam” korkusu alıyor ki, sormayın.

ABD’nin işi başından aşmış, 2003’te üstünü müttefik olarak çizdiği Türkiye ile uğraşacağına, kendi ekonomisi ve global jandarmalığı için en büyük tehdit olan Çin’le uğraşması lazım.

Bakmayın ABD’li diplomatların halen bizim için müttefik filan dediğine, İsrail’in hoşuna gidiyor bunu duymak, onları pışpışlamak, endişelerini sıvamak için diyorlar. Rahatlıyorlar, diyorlar ki “Eh, ABD’nin müttefiği oldukça Türkiye bizim aleyhimize çılgın bir işe kalkışamaz herhalde.”

Ancak İsrail bu, panik atak soslu nevrotik planlar yapmak ülkülerinin başında geliyor. İzole oldukça daha da hırçınlaşıp daha da izole oluyorlar.

Arap sokağındaki değişimden ürküyorlar.

Müslüman kardeşler ile ilgili son aylarda Avrupa ve ABD medyalarında çıkan “olumsuz” haberlerin haddi hesabı yok.

Tüm bu coğrafyada, ister deyin ılımlı, ister deyin şu bu, bir şekilde “Batı karşısında durabilmek” iktidara gelmek için temel düstur olacak, bu kadar basit.

Bütün bunların ışığında “Başbakan ve çevresi”  “laikliğe vurgu yaparsak, tartışma ortamı doğar, akabinde bu coğrafya halklarının, civarın tavrı net olarak belirlenir, Müslüman kardeşlerin ve onların takipçilerinin eli güçlenir, saflar belli olur, biz de batıya “eh kusura bakmayın biz üzerimize düşeni yaptık, artık halkın iradesine karışmayın deriz” demiş olabilir mi?

Bilemeyiz elbet gerçek motivasyonları ama ortaya çıkan sonuç bu yönde olacak!

Şimdiden, “orta doğu seçimleri” için halkın iradesi lafızları dönmeye başladı bile batı medyalarında, hayret ki hayret.

Oysa son aylarda varsa yoksa “aman dikkat Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidara gelirse, bu her tarafa sıçrar, tüm Arap dünyası bize cihat ilan eder” deyip duruyorlardı.

Arap insanı bu ayrıca, size bayılsa bile ona bir tahakküm dayarsanız, bam teline basarsanız, laiklik derseniz, inadına gider oyunu Müslüman kardeşlere verir.

Ve böylece Batı’nın Orta-Doğu’da halkın iradesini sulandırmasının önüne geçilmiş olur.

Zira “Siyasal İslam”‘ı kesmek, önüne geçmek, sulandırmak için ellerinden geleni yapacaklar.

Tam da Orta-Doğu halkları güzel güzel sandık başına gitmişken, istedikleri siyasetçiye oy verecekken, “endişeli laik generaller” olaya maydanoz olmasın, değil mi?

Soğanın cücüğüne ulaştık mı bilmiyoruz ama, ABD’nin Orta-Doğu’ya değişen bakış açısını, Çin’e odaklanması gerektiğini, İsrail’in giderek daha da izole olduğunu, ABD ve Avrupa medyalarının “siyasal İslam” fikrini sulandırmak için ellerinden geleni yaptığını biliyoruz.

Tek bir yazıya sığmaz bunlar, yavaştan kısmetse açarız ileride.

En güzeli, artık bu coğrafyanın halkları batıdan gelen mercek dayatmalarına çok güzel cevap verebiliyor. Her türlü vesayete karşı çıkabiliyor.

Laiklik, modernleşme, batılılaşma masallarına göre değil, kendi genetik şifresine, kodlarına göre düşünüp, hareket edebilecek.

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Eyl 20 2011. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes