harici haber

Dış Basın İç Basın İlişkisi

Özetle, dış basın bizim sırtımızı sıvazlamıyor, kendi okuyucu kitlelerini bilinçlendireceğiz ayağına onları kışkırtıyor.

Sayfalarımıza arama motorlarından ulaşmak için kullanılan anahtar sözcüklerin en popüler olanları hep dış basın Türkiye haberleri ile ilgili. Elbette sağlıklı ve normal bir merak bu, “bizim hakkımızda elalem ne yazmış” diye düşünmek.

Bu noktada “Türk’ün Türk’ten başka dostu olmaz” desturunu da iyi irdelemek gerek. Bizce biraz depresif, biraz da bedbin bir tutum bu, ancak doğal olarak mesele dost tanımını nasıl yaptığınızla ilgili.

Dış siyasetimizle ilgili trafik baş döndürücü bir hızla devam ettiğinden, dış basında hakkımızda çıkan haberler de sürekli artıyor. Özellikle 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra batılı kalemler Recep Tayyip Erdoğan veya Ak Parti veya Türkiye analizi yapma konusunda yarışıyor.

Daha önceden de söyledik, daha sarih bir şekilde tekrar belirtelim. Bizi övüyormuş gibi gözüken yazıları dikkatle okumak gerek, aslında övmüyorlar, kendi okuyucularını bize karşı kışkırtıyorlar.

Ayrca nasıl ki sürekli “dış siyaset iç siyasetten ayrı düşünülemez, Orta-Doğu’daki olaylar ve meseleler, bizim “iç” sorunumuzdur ve bunlar “milli” meselelerdir” diyorsak benzer şekilde de, hoşumuza gitsin ya da gitmesin, iç basın ile dış basının çok katmanlı ve çift yönlü bir ilişkisi var.

Ancak burada durmak gerekiyor. Özellikle bizim basınımızın bazı kesimleri hala inatla, dış basın nasıl yazarsa öyle yazıyor, dış basın olaylara nasıl bakıp, yorumluyorsa onlar da öyle yorumluyor.

Acaba bu organik bağın kökeni ne?

Elbette bir Türk insanı herhangi bir mevzu hakkında bir Eskimo, bir Koreli veya bir Amerikalı ile %100 aynı fikire sahip olabilir. Ancak siyasi olayları hep aynı “kafa” ile okumaları beklenemez.

Tıpkı dünyanın tepsi gibi düz değil de, yuvarlak oluşu gibi, kim önce hangi tarafı etkiliyor bilmiyoruz ama bizim “gündem” diye zannettiğimiz bazı noktalar, her ne hikmetse gurbetten ithal ediliyor, köken ve fikir itibariyle.

Orada eksen kayması lafları geçince burada Osmanlı “meselesi” masaya yatırılıyor.

Burada dinde reform diye bir başlık atılıyor, sonra bakıyoruz ki, bir Avrupa gazetesi bunu haber yapmış, ilk bakışta denilebilir ki, buradaki tartışmayı alıp oraya taşımışlar.

Oysa biraz daha dikkatle araştırınca görüyoruz ki, hiç üstüne vazife değilken, bir Amerikan gazetesi, bir kaç gün önce birden İslam sosyolojisine merak salmış, kalkıp “reinterpreting İslam” diye upuzun bir araştırma yayınlamış. Sana mı kaldı İslam’ı yeniden yorumlamak?

Batılı kalemler, kendi milletlerini tartıştırmak, kışkırtmak için sürekli “Türkiye halifelik taslıyor” haberleri çıkartıyorlar, bunun akabinde bizde Osmanlı tartışmaları başlıyor. Oturup İngilizce dilbilim, söylem çözümlemesine filan girmenin bir alemi yok.  Eğer Başbakanımız ile veya Türkiye ile ilgili bir makalenin altına yüzlerce hakaret ve garabet dolu mesaj yazılmışsa burada durup  “Ne yapalım gazeteci öyle yazmış, o objektif yazmış ancak okuyucuları dar kafalıymış, ırkçıymış” denmez. Zaten burada Economist, Time, New York Times gibi saygın(olduğu iddia edilen) yayınlardan bahsediyoruz. Bu yayınları takip edenler neo nazi değiller ya, veya Ku Klux Klan üyesi? En azından üniversite mezunudurlar.

Tabi bu yorumu kendisine yöneltsen, “bana ne canım basın özgürlüğü var isteyen istediği yorumu yapar” der. “Ben tarafsız bir Türkiye analizi yaptım” der. Ancak ne hikmetse bu zihniyet hiç Türkçe olimpiyatlarından bahsetmez. Hiç bir Avrupa’lı 23 Nisan Çocuk şenliği ile ilgili haber okumaz. Çünkü bu gibi etkinlikler tamamen evrensel anlamda “hoş ve güzel” olaylardır. (Acaba o gönderdikleri çocukları özellikle dağ köylerinden filan mı seçiyorlar, yoksa elf filan mı onlar?)

Ya da hiç bir zaman Türk ordusunun modernizasyonu ile ilgili “normal” bir haber okumazsınız. Çünkü burada “çarpıtacak” bir durum yoktur. Ama “Türkiye’de AKP’nin önlenemez yükselişi” diye başlık attı mı, lafı dönüp dolaştırıp, İslamcılığa, oradan laikliğe, oradan da “tepki olsun diye istifa eden generallere” getirir. Okuyan da, “Yahu ne istikrarı, dincilerle laikçilerin kavgası devam ediyormuş Türkiye’de” der. Avrupalı ve Amerikalı gazete okuru o metni bu şekilde okur, öyle okumak ister, yılların mütercimlik birikimiyle biliyoruz bunu.

Sinsice tasarlanmış bu Türkiye analizleri hep bir hedefe doğru kilitlenmiş olması bizi rahatsız ediyor. Yazar sürekli “Türkiye yükseliyor, Türkiye İslam dünyasının başına geçecek, Erdoğan’ın popülerliği çok artıyor, Türkiye yükseliyor” diye bağırınca elbette Avrupalı gençler, “Aman ne güzel aferin onlara” demiyor. Ne hikmetse hepsi papağan gibi “Kürt meselesinden, Ermeni meselesinden, Azınlık haklarından” bahsetmeye başlıyor.

O kadar yaygın ki bu zihniyet.

Acaba Avrupa okullarında sabahları öğrencilere andımız niyetine;

“Ey medeni Avrupa gençliği, birinci vazifen ne zaman Türkiye diye bir anahtar sözcüğe denk gelsen hemen kudur ve akşam gün batana kadar, Hristiyan azınlık haklarından bahset “hiç kiliseye gitmediğin” halde…sürekli Kürt meselesinden bahset, sabah akşam ülkendeki Kürt işçileri aşağılamış olsan da ve sürekli Türkler Ermenileri katletti diye bağır avaz avaz, hayatında hiç Ermenistan’ın yerini haritada gösteremesen de”

diye bir metin mi ezberletiyorlar?

Özetle, dış basın bizim sırtımızı sıvazlamıyor, kendi okuyucu kitlelerini bilinçlendireceğiz ayağına onları kışkırtıyor.

İlk haçlı seferlerinden önce Kilise önlerinde “doğunun zenginliklerinden” bahseden ruhbanların tellalları ne kadar bilimsel ise onlar da o kadar bilimsel.

İşin kötüsü bizim basınımızın bir kesimi hala ve inatla onların başlatmış olduğu tartışmaları daha da alevlendirip, bizim önümüze tekrar pişirip getirmeyi çok seviyor.,

İnsan düşünüyor tabi kaçınılmaz olarak, iç basın dış basın farkı nasıl olacak o zaman?

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Eyl 30 2011. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes