harici haber

Medyanın 28 Şubat Sendromu Halen Devam Ediyor

Sahi, oturup sakin sakin Libya’nın bu zor durumda geleceği hakkında gerçekten neler yapılabilir, bu süreçte Türkiye nasıl bir rol üstlenir, bundan bahsedileceğine, Libya’da yazılacak yeni anayasaya şimdiden çamur atmaya çalışmak nasıl bir akıldır?

Libya’da ulusal geçiş konseyini doğal olarak yeni kurulacak hükümet, ülkenin kalkınması ve yeniden inşası, anayasa çalışmaları gibi makul heyecan ve meşguliyetler almışken, ülkemizin kartel basınının bazı kesimleri, UGK’nn başkanı Abdül Celil’in anayasa çalışmalarında kanunların İslam esaslarına uygun olacağı söylemesine fena halde bozulmuşlar.

Şimdilerde bu kesimlerin, 28 şubat konusunda günah çıkarmalarına, demokrat geçinmelerine, liberal takılmalarına hiç aldanmamak gerek. Resmen ve alenen bükemedikleri eli öptüler, ki bu zihniyet kör bir tutku ile, son seçimlerde kendileri bile zerre kadar ülkeye fayda getireceğine inanmadıkları halde CHP zihniyetini destekliyorlardı, son dakikaya kadar, gizli gizli AKP’nin gücünün azaldığının hayallerini kuruyorlardı.

Oysa zihniyetlerinin kökeninde, batının kendilerine zerk ettiği şarkiyatçılık-İslam düşmanlığını gibi fikirler yumağını “modernite” zannetmelerinden olsa gerek, Libya’nın demokratik bir şekilde seçim yapıp,  halkın “uygun” gördüğü kanunlarla yönetilmesine fena halde bozulurlar.

Çünkü kendi kafalarındaki aslen temelsiz “modern” anlayışına uygun olmayan her şey onlar için batıldır.

Şeriat sözcüğünün “ş” harfinin duyar duymaz aynen 28 şubat günlerine geri döndüler. Zaten Avrupalı hamileri de aynı durumda.

Libya Ulusal geçiş konseyi başkanının şu aralar gündeminde Libya’nın evlilik ile ilgili “medeni” kanun düzenlemesi ile mi uğraşmak var bilemiyoruz, çünkü Libya ile ilgili yapılan haberleri bağımsız haber ajanslarından doğrulama şansımız yok. Örneğin Reuters’in daha önce Libya ile ilgili geçtiği haberlerde sırf ortalığı karıştırmak için %100 yalan söylediğini şu haberle duyurmuştuk(http://haricihaber.com/2011/03/28/reuters-ne-kadar-ozgur/)

Ülke harap olmuş durumda, nato uçaklarının yağdırdığı bombalar sonucu.

Avrupa parlamentosundan hemen tehdit gelmiş, Abdül Celil’in açıklamalarını duyunca: “Elimiz tetikte olacak, Libya’yı gözetlemeye devam edeceğiz. ”

Metres tutmayı modern bir toplumda kabul görmek için elzem bir davranış olarak algılayan bir Avrupalının, elbette İslam’ın öngördüğü, sınırladığı ve sosyal-hukuksal çerçevesini çizdiği çok-eşlilik kavramını anlamasını beklemek hayal olur. Dediğimiz gibi zaten Abdül Celil’in bu konuda yapmış olduğu açıklamalar tam olarak doğrulanmamış.  Reuters her zaman olduğu gibi bağımsız haber ajanslığı kisvesi altında ortalığı karıştırmak istiyor olabilir. Zaten Abdül Celil, hemen akabinde “kimse kormasın biz “ılımlı” Müslümanlarız” diye bir açıklama yapmak zorunda kalmış.

Libya halkı kendi kanunları kendi yazar, Batı’ya da o kibirli çenesini kapamak düşer.

Faiz lobilerinin sıkıntısı mı baş gösterdi acaba, olur da kurulacak yeni düzende, faizin “haram” olduğu deklare edilirse, onların istediği gibi yeni Libya uluslararası tefeci kuruluşların borç batağına gömülmezse diye mi panik içindeler?

Batı basının Türkiye’deki kopyala-yapıştırcıların böyle derin fikirleri olamaz zaten.

Onlar sadece “imdat şeriat” diye velvele yapıp ortalıığı karıştırmayı bilirler.

Kendi demokrasi anlayışlarına uymayan her şey onlara göre kötüdür.

Onlar sadece bu vesile ile uzunca bir süredir tatmin edemedikleri 28 şubat sendromunu dillendirip, klasik nevroz kusma etkinliğinde bulundular.

Bu zihniyetin kökü temizlenmeden asla ülkemize gerçek anlamda demokrasi gelemez. Şimdilerde demokrat ve liberal takıldıklarına bakmayın, ilk fırsatta kendi ilkel pagan köklerine dönüp, kendi kafalarında inşa ettikleri temelsiz, batıdan ithal ettikleri üç-beş içi boş kavrama tapınmaya devam ederler.

Sahi, oturup sakin sakin Libya’nın bu zor durumda geleceği hakkında gerçekten neler yapılabilir, bu süreçte Türkiye nasıl bir rol üstlenir, bundan bahsedileceğine, Libya’da halkın isteği ve oyları doğrultusunda yazılacak anayasaya şimdiden çamur atmaya çalışmak nasıl bir akıldır?

Akıl mıdır? Yoksa o bile değil midir?

Yoksa 28 Şubat gerçekten bin yıl sürecek bir nevroz mudur?

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Eki 26 2011. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes