harici haber

Yeter ki Suriye ile Türkiye’nin arası bozulsun.

Aşağıdaki yazıyı yaklaşık 3 ay önce yazmıştık, güncelleme ihtiyacı hissediyoruz çünkü aynı medyalar halen, inatla, Türkiye ile Suriye’yi karşı karşıya getirecek her türlü haberi pompalamaya devam ediyorlar. Bugün itibari ile Türkiye, Suriye konusunda ne tavır alırsa alsın, Türkiye’nin komşuları ile akılcı ve mümkün mertebe sorunsuz ilişkiler kurmaya niyetlenmesi bazı odakları fena halde sinirlendiriyor.

Yeter ki Suriye ile Türkiye’nin arası bozulsun.

Elbette Amerikan dış işleri bakanı Hillary Clinton böyle sözler sarf etmedi, ama biz onun “Suriye’nin sınıra asker yığması Türkiye açısından endişe verici, biz de Türkiye’nin endişelerini dikkatle takip ediyoruz” sözlerini böyle okuyoruz. Çünkü Clinton’ın derdi Türkiye için endişe etmek değil.

Şu aralar ismi Obama tarafından bir sonraki CIA başkanı olarak düşünülen General Petraeus’tan öğreneceğimiz önemli bir meziyet var belki de, o da buz gibi soğukkanlı olmak. Petraeus kameraların karşısına geçip, gazetecilerin köşeye sıkıştırmalarına rağmen, “evet, işkence de bir seçenektir, enformasyon toplama konusunda” diyebiliyor. Elbette bu küstah ve hunhar tavır değil bizim meziyetten kastettiğimiz. Petraeus, ukala gazetecilerle nasıl başa çıkılacağını çok iyi biliyor.

Oysa ülkemiz basını, batıdan gelen her haberin üstüne balıklama atlayıp, şu aralar belki sürekli uykuları kaçan dış işleri yetkililerimize bırakın destek olmayı, köstek olmaya devam ediyor. Evet, hele böylesi çalkantılı dönemler de, basın da dahil olmak üzere, dış tehditlere karşı külliyen kenetlenmemiz gerekiyor.

Clinton, söz de bir duyarlılık ile dünyanın dikkatini Suriye-Türkiye sınırına çekiyor. Demek ki, Angelina Jolie’nin boy boy fotoğrafları yeterince etki yapmamış. Clinton öyle bir sunuyor olayı, sanki Suriye ile Türkiye silahlarını birbirine doğrultmuş, tetiği çekmiş bile. Yangına körükle gitmeye meraklı bizim medyamız da hemen zıplıyor.

Kuveyt’te bir gazetenin yayınladığı bir raporu taşıyıp haber yapıyorlar. Rapora göre Türkiye Suriye’ye askeri müdahale yapabilirmiş.

Militar fotoğraflar vermek, savaş borazanlığı yapmak pek çok gazete için reyting getirir, bunu biliyoruz ama “tam da bu aralar”, belki de bütün “milli basınımız” aynen Petraeus’un o buz-mavimsi bakışları gibi serinkanlı olmalı.

“Tam da bu aralardan” kastımız Suriye ile Türkiye’nin ilişkileri, İngilizlerin kurnaz ve hain ve yüzyıllar süren sabırlı politikaları yüzünden bozulduktan sonra yeni yeni düzelmeye başlamış olması. Bu arada bu son cümle aslında yanlış bir ifade içeriyor. Suriye diye bir ülke yoktu geçen yüzyılda,  kendini arkeolog olarak tanıtan İngiliz ajanlarının, 20. yüzyılın başında cetvel ile çizip, sınırına mayın döşediği bir ülke oluşturuldu. Buna rağmen,  Suriye ve Türkiye halkları her daim birbiri ile kenetlenmiş, beraber yaşıya gelmiştir, “haçlı zihniyeti,” çomak sokana kadar. Olması gereken de budur.

İşte şimdi tekrar kuduruyor Batı, basınıyla, diplomatıyla… Kudurma sebepleri Suriye ve Türkiye ilişkileri olması gereken eksene doğru “yerine oturtulması”. Bu aralar bu konuda dış işlerimiz orta-doğu politikalarında yeterince dikkatli, kendilerini daha zor günler bekliyor gibi gözüküyor, yeter ki ülkemiz basını da temkinli olsun. Örneğin, dış işleri bakanımız, bazı monşerlerin iddia ettiği gibi vezir-i azam bir eda ile “Arap sokağındaki isyanları destekliyoruz” diye çıkışlar yapabilirdi, neyse ki yapmıyor. Arap sokağına uzanan kirli ellerin nereden gelip nerelere kadar ulaştığı, üzerindeki kirin menşei tam olarak anlaşılmadan bu tarz çıkışlar hem bize, hem de o sokaklardaki kardeşlerimize yarar değil, zarar da getirebilir.  Bu yüzden Tunus olaylarının ateşlendiği Şubat 2011’den beri, dikkatten dem vuruyoruz sürekli.

“Kuveyt basını” diye bir şey yoktur, kimse kusura bakmasın. ABD öyle bir başlık attırır, Kuveyt’te bir gazeteye. Sonra o haber oradan Türkiye’ye oradan da Avrupa’ya ve tekrar ABD’ye yayılır, döner durur. Batılı okur ne der bunu okuyunca? “Aaa, hani şu Angelina Jolie’nin gittiği yer değil mi Suriye?” “Ee  madem Türkiye de müdahale ediyormuş, bari Nato da etsin, Suriye’ye insani yardım götürelim” demeye kalmadan, kamu oyunda bu cümleler fısıltı halinde dolaşırken, bir de bakarsınız ki, bombalar yağmaya başlamış Şam’a.

Amerika’nın elin kulağında, zaten Türkiye ve Şam arasındaki gerginlik onlar için bulunmaz bir nimettir çünkü sofraya hemen İran’ı da çekmeyi başarırlar.

Bu da zaten bir çuval inciri berbat etmek olur.

Özellikle ülkemiz basını ABD’den gelecek orta-doğu ile ilgili haberlere dikkat kesildiğinden, ABD tarafından başka ülkeler üzerinden servis edilecek haberlere dikkat etsinler asıl. Çünkü eğer Suriye-Türkiye arasında bir gerginlik haberini New York Times yazsa, “yemezler, kışkırtmaya çalışıyorlar” diyeceğimizi iyi bilir ABD. Bu yüzden aynı haberi orta-doğu’daki bir başka uydu-rejimin basınına attırır.

Yeri gelmişken belirtelim. ABD sadece Türkiye’yi yakından takip etmiyor, aynı zamanda Türk halkının ve medyasının ABD’yi nasıl algılandığını da öğrenmek ve bilmek istiyor. İşte bu yüzden tonlarca para harcayıp kamuoyu yoklamaları, sosyal anketler düzenliyorlar. Biliyorlar ki, Türk halkının gözünde ABD’nin “reytingi” çok düşük son yıllarda. Dolayısıyla yeri geldiğinde kendi basınlarını kullanacaklarına Kuveyt basınını kullanmaları akıllıca olur, çünkü en azından “Türk halkı orta-doğu’dan gelen bir habere daha çok inanır” diye düşünürler. Ama kabahat biz de, onlara bu bilgileri biz verdik. Mesela, Türkiye’de “ABD hakkında ne düşünüyorsunuz?” diye kamuoyu araştırmasında karşımıza çıkan bir anket sorusuna aslında verilmesi gereken en hayırlı cevap “Sana ne?” olmalıdır. Bırakın bilmesinler kendileri hakkında ne düşündüğümüzü, bedavadan neden stratejik bilgi verelim ki?

Zaten, keşke böyle soyut sosyolojik tespitlerle, diplomatik ayak oyunları ile Türkiye hiç vakit kaybetmese.

Kamuoyumuz, şu günlerde utanç verici bir şekilde Meclis’i boykot eden bazı milletvekilleri ile uğraşırken, bir bakarız ki, sınırımıza onbinlerce mülteci daha dayanmış, Suriye’ye Nato müdahalesi başlamış.

Eh, “meclisi kilitleriz” diyen bir siyasi partimiz ve bu siyasi partiyi ciddiye alıp onlar ile ilgili haberler yapan medyamız olduktan sonra bizim “Kuveyt basınında Türkiye hakkında çıkan haberlere dikkat edin, bu haberler ABD dış işlerinin talimatıyla çıkıyordur” diye uyarıda bulunursak, zurnanın son deliğine üflemiş olur muyuz?

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Eki 29 2011. Kategori Orta-Doğu. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

1 Yorum - “Yeter ki Suriye ile Türkiye’nin arası bozulsun.”

  1. […] paragraf  29 haziran’da yayınlanan Türkiye Suriye ilişkileri üzerine yazdığımız bir yazıdan alındı, wikileaks belgelerinde diplomatların son 5 yılda harıl harıl çalıştığına, […]

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes