harici haber

Avrupa’nın İdeolojik Nefretinin Kökenleri

Köken sözcüğünü yazdık ama başlıkta, peşinen şunu belirtelim: Kökü bu kadar derinlerde olan bir mevzuya hakkını vererek sondaj yapmaya tam anlamıyla muvaffak olamayabiliriz doğal olarak. Çünkü söz konusu olan Avrupa düşünce tarihinin nasıl olup da bazı kollarının nefret gibi “normal” bir insani bir duyguyu ideolojik bir kavrama dönüşmesine katkıda bulunmasını incelemek cidden zor bir mevzu.

Bir polisiye filmimizde acar cinayet masası amirlerinden biri diyor ki, çömezine “O’lum ne gerek var antropoloji falan okumuşsun, bana sorsaydın ya, bizim memlekette seri katil matil çıkmaz”

Bu eğlenceli sinema filmi repliğinde aslında çok ilginç bir sosyolojik tespit yatıyor. Nadiren hortlayan, ve dellenen bir kaç Anadolu genci vakasını saymazsak, ki bütün kriminal psikiyatri uzmanları da teyit eder bunu, Türk insani seri cinayet işleyecek bir “durumda” olamıyor hiç bir zaman. Bu “durumu” nefretini ideolojiye dönüştürmemek ile açıklamak mümkün. Bu dönüştürememenin kökeni analiz edilirse bunun bir soyutlama beceriksizliği olduğu çıkabilir, Avrupa düşünce okullarının perspektifi ile bakılırsa. Bize kalırsa bal gibi Anadolunun insani sağduyusudur bu. Başına kötü bir şey gelir, öfkeden kudurur, sağa sola saldırır gözünü kırpmadan, bir süre sonra  öfkesi geçer, %99 pişman olur. Çünkü nefret duygusunu “soyut” bir düşünceye dönüştürme yetisinden yoksundur.

Aman iyi ki de öyle. Bu muazzam miras bize şehit cenazelerinde bile saçmalamamayı öğretiyor, bu yeteneğe sahip çıkmak gerek.

Konumuz maalesef yine bir Norveç canisi üzerine. Olayın şokunu atlatmış Batı medyası, analiz üzerine analiz yayınlıyor. Kamuoyları sorgulanıyor.

Bazı yorumlar bizim kanımızı donduruyor.

Fark ediyoruz ki; Avrupa ile ABD arasında bile ciddi bir takım farklar var, söz konusu olan yabancı düşmanlığı olunca.

Tuhaftır, ABD’li biraz daha Türk’e benziyor bu konuda.

Ama Avrupalının ideolojik nefreti çok daha tehlikeli çünkü nükleer bir felakette bile ölmeyen, dirençli bir böcek türü gibi.

Tüm dünya siyasetine yapmış oldukları bombalı katkılardan dolayı ABD dış siyasetini çok eleştirdik bu satırlarda. Ancak şimdi Avrupa ile bir kıyaslama yapacağız, ve şaşırtıcı bir şekilde, ABD’nin işlemiş olduğunu insanlık suçlarının öyle çok derinlere inilen bir ideolojik kaynaktan gelmediğini görüyoruz.

11 Eylülden sonra, ataları gibi hala acılı kuru fasülye yemeyi seven pek çok Teksaslı kovboyu medya kolaylıkla gaza getirdi. “Vay bana ha, kulelerimi yıkarsın ha dinim, vatanım elden gidiyor” diye bu cahil faşist kafalar sokağa çıkıp naralar atıp tekmeler savurdular. Aralarından biri, Mark Anthony Stroman, geçtiğimiz günlerde idam edildi çünkü 11 eylülden hemen sonra sokağa çıkıp ilk “Müslüman” görünümlü insana ateş edip öldürmüştü. Stroman’ın Müslüman zannettiği kişiler arasında bir Hintli de vardı. Eh, bu Teksaslının o kadar coğrafya bilgisi yok, kafasında türbanı görünce de “pis Müslüman” demiş, tetiği çekmiş. O günler de ABD medyası 7 gün 24 saat yanan ikiz kulelerin videosunu döndürüp duruyordu ve alt başlık olarak “İslamic Terror” yazıyordu.,

Şimdi bu katil ile Norveç canisinin kıyasladığımızda ortaya ilginç farklılıklar çıkıyor. Ve bu olaya verilen tepkiler üzerinden de.  Teksaslı “galeyan” suçu işliyor, Norveçli “Kültürel Marksistleri öldürdüm” diyor. Biri feverani tepki veriyor, diğeri 1500 sayfa manifesto yayınlıyor.

Bunların ataları da böyleydi be ama!  Bakunin gibi anarşistlere,  Nietzsche gibi faşistlere de felsefeci derler.  Tarihin bilinen ilk planlı siyasi terör saldırısını 1605’te  bombacı Guy Fawkes “politik” sebeplerden dolayı gerçekleştirme dimi?

İdeolojik saplantı ile histeri dalgasını harmanlamayı iyi başarıyorlar. Ünlü Fransız sağcı politikacı Jean-Marie Le Pen, Norveç katliamı ile ilgili Norveç’in saflık derecesindeki toleranslı göçmen yasalarını suçluyor. Utanmaz zihniyet yaptığı açıklamada vahşeti kınamıyor.  Sıcağı sıcağına Hollandalı kamuoyu araştırma firması Maurice de Hond, Hollanda halkına soruyor: %52’si hala Geert Wilders gibi bir politikacının Müslümanlara karşı takınmış olduğunu tavırların doğru olduğunu söylüyor.

Çek Cumhuriyetindeki anti-mesita yani anti-cami hareketinin temsilcisi Valentin Kusák, “Çeklerin ülkesinin İslamileştirilmesini engellemeye devam edeceğiz, bizi kimse durduramaz” diyor. Belirtelim, Çek Cumhuriyetinde Müslüman göçmenler nüfusun %0.1’ini oluşturuyor. Evet sıfır nokta bir.

Eğer bir parça “milli birlik” olması gerekiyorsa “Türk basınında”, ne zaman Avrupalı bir gazeteci kalkıp “azınlıklar” sorunundan bahsederse, onların ağzına lafı böyle tıkamak gerek. Avrupa birliğinin göbeğinde, ne de olsa basın özgürlüğü var ya, işte her tarafa “anti-cami” posterleri yapıştırılıyor. İyi de ne cami yapmak isteyen var, ne de hakkını savunacak bir Müslüman kitle var zaten doğru dürüst. Nüfusun yüzde sıfır nokta biri!

Bu nasıl bir nefret bulutudur ki, tüm Avrupa semaları kaplamış?

Barış Tarımcıoğlu

Yazan - Tem 16 2012. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes