harici haber

Suriye meselesi üzerinden gazetecilik şahikaları

Esad gitmiyor işte, bizim de sinirimiz bozulmaya devam ediyor. Bu küstah diktatör özellikle üstüne basa basa emperyal güçlerin ipini çektiğini ispatlarcasına özellikle Türkiye’ye saldırıyor. Başbakanımız sonunun geldiğini söylüyor, bu söylediğine inanmayı çok isterdik ama gözümüz bir yandan Rusya’nın Akdeniz’de Suriye yakınlarında yaptığı tatbikat haberlerinde.

İddialara göre Esad bir Rus gemisindeymiş. İddialara göre Esad zaten zamanında Venezuella’ya kaçmıştı. Yakında çok gizli bir Nasa projesi kapsamında Mars’a kaçmış derlerse şaşırmayın.

Suriye meselemiz ülkemizdeki pek çok gazeteciyi-haberciyi besledi, kamplara böldü, meslek arkadaşlarına duydukları ama bilinçaltına itmek zorunda kaldıkları nefretin su üstüne çıkmasına vesile oldu.

Biz Suriye ile aramızın bozulmasını istediklerini olayların başlamasından çok önce yazmıştık. Bu cümleyi kullanırken cidden rahatsız oluyoruz zira derdimiz standart bir “bak biz demiştik” havası değil. Bizi asıl üzen Anglo-Sakson emperyalizmin basın uzantılarını ne kadar deşifre etmeye çalışırsak çalışalım, her halde sakalımızın yeterince uzun olmadığından sesimiz pek kuvvetli çıkmıyor, idrak vesilesi olmuyor.

Ne yaptılar önceden, Suriye-Türkiye sınırında problem olabileceğini “Kuveyt” basınına yazdırdılar. Biz de kalkıp dedik ki, Kuveyt basını diye bir şey yok, İngilizlere hizmet eden “uydu” basınlar vardır, isimleri ve logolarına baksan onları “Arap” zannedersin ama asıl dert Türkiye orta-doğu meselelerine horozlanmasın.

Erken mi öttük orta-doğu meselelerinde?

Daha yeni vesayetten, 28 şubatçılardan kurtulur gibi olduk, ekonomi biraz düzeldi, normal bir mecra doğrultusunda aynen 100 yıl öncesinde olduğu gibi “bizim” coğrafyamızla ilgilenmek istedik, halen de ilgileniyoruz, doğrusu da bu.

Ama bu Suriye meselesi üzerinden kendi içimizde çok fitneler yedik.

“Özgür Suriye ordusunun” yapısını ve aldığı desteğin menşeisini sorgulayanlara hemen tepkiler geldi, sanki katil Esad’ın tutulacak bir tarafı varmış gibi.

“Esad gitmiyor bakmayın batı medyasındaki haberlere, alternatif haberlere bakın” dendi, bunu diyen herkes bir anda İrancı oluverdi, sanki İran’ın Esad’a verdiği desteğin “desteklenecek” tek bir tarafı varmış gibi.

Sahi sayın Davutoğlu neden konuşmuyor bu aralar Suriye meselesi ile ilgili?

Kaddafi’nin akıbetinin haberleri sıcakken erken mi ümide kapıldı Dış işleri Esad’ın akibeti konusunda?

Yoksa Amerika’ya güvenmekle hata mı ettik? Zira onlar nereye Hollywood artizlerini yollarsa genelde orada hükümet değişiyordu veya diktatörler yerlerde sürükleniyordu veya ABD uçakları akabinde oraları bombalıyordu. Angelina Jolie Suriye’den ülkemize sığınan mülteci kamplarını ziyaret etti, hiç bir şey değişmedi.

“Kapalı kapılar ardında İsrail ikna edilmedi” dendi “öyleyse İran ile İsrail bu konuda stratejik ortak oluyor demek bu” dedi birileri, bir başkaları “dedik ya size onların derdi kayıkçı kavgası, İsrail ve İran hep gizli dosttur” dediler, bir başkaları kalkıp bunun üzerine İran devrimini savundu, facebook hesapları birbirine girdi, öfkeler twitter’ın 140 karakter limitine ve bilimum enginlere sığmadı taştı.

Suriye meselesi üzerinden bol bol konuşuldu, bol bol köşeler yazıldı, pek çok köşe yazarı “ne çok orta-doğu uzmanı varmış” memlekette dedi.

Sol basın bile hükümete çakmak için bu fırsatı kaçırmadı gitti İran’la röportaj yaptı, derin odaklar Hatay’da “devrimcileri” sokaklara döktü, bölgenin emlakçılarını Suriye’lilere ev vermemesi konusunda kışkırttı.

Aynı sol basın şimdi Mali’deki Fransız işgaline bir şey söylemez çünkü bunun ucu hükümete dokunmaz.

Suriye’de ABD-Nato müdahalesine hayır diyenler katil Esad’a destek vermekle suçlandı.

Ne çok konuşuldu Suriye meselesi üzerine.

Bazı tvler çağırdığında “valla bilmiyoruz ne olup bitecek Suriye’de onun için çağırmayın” dedik.

Olaylar ilk başladığında “Aman aramız bozulmasın Suriye halkı bizim kardeşimiz” dedik.

Sonra sustuk.

Sonra olayların ortasında “Aman dikkat batı medyasından gelen haberlere bakmayın, Esad’a el altında destek var” dedik baktık bu da yanlış anlaşılıyor, sustuk.

İşte şimdi bunu yazdık, hala bilmiyoruz Esad’ın akibetini.

Umarız bir daha yazmayız, Esad mesad hakkında, defolup gitmiş olur.

İnşaAllah.

Öyle de hiç bir zaman çözemeyeceğiz, ülkemin Müslüman gazetecileri neden bu Suriye meselesi üzerinden birbirlerine bu kadar girdiler?

İnşaAllah bir sonraki “meselemizde” girmezler.

Mesela “Mali meselesi” güzel bir başlangıç olabilir mi?

Ülkemdeki bütün ama bütün Müslüman gazeteciler top yekün “bu vesile ile birleşip” Fransa’ya lanet okusa nasıl olur?

Derler ki büyükler, mesele ne olursa olsun lanet okumak hoş bir şey değildir.

Ama “ülkemin bütün Müslüman gazetecilerinin bir vesile bile birleşmesi” kulağa çok hoş geliyor, değil mi?

Barış Tarımcıoğlu/Haricihaber.com

Yazan - Oca 22 2013. Kategori Orta-Doğu. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes