harici haber

İslami medya mecralarımız-1

Öncelikle herhangi bir kavramın başına “İslami” tabirinin getirmenin ne kadar doğru olup olmadığının tartışılması gerektiğini söylemeliyiz. Ancak bunu yapacak ne mecalimiz var, ne de bu satırlar böylesi bir “irdeleme” operasyonun yeri. Konu sıkıntısı çeken, hükumete yanaşmaya çalışan eski-tüfek komünist pek çok köşe yazarımız veya epistemolojik te’vil çalışmalarından medet uman müfessir ilahiyatçılarımız bunu yapsın zaten bizim yerimize.

Ancak halk “İslami medya” ile neyi kast ettiğimiz gayet iyi bilir, bize de bu yeter.

Bu yazı ile bir durum değerlendirmesi yapmaya çalışacağız, belli tarzda yayın yapan mecralarımızla ilgili, eleştiri yapıyoruz da anlamı çıkabilir. Her şeyden önce medyamızın bu kesimlere samimi bir selam vermek zorundayız, sadece “sünnetullah” gereği değil aynı zamanda 28 şubat sürecinden beri çektikleri çilelerden dolayı. Bu kesim medyalarımız olmasa idi 28 şubat sürecinde ülkemiz Müslümanları pek dik duramazdı ve günümüzde askeri vesayet zincirlerinden bu kadar kolay kurtulamazdık.

Özellikle de isim vermeyeceğiz, zira asıl derdimiz Türk insanına has “işini profesyonel yapamama” konusunu derinlemesine inceleyememe durumu. Yani bugün filanca “İslami tv kanalımızda” şöylesi bir problem var ise, yarın öbür gün başka bir grup ya da zümre bir araya gelip bir tv kanalı kursa, Türk toplumuna “muhafazakar” formatta yayın yapmaya kalksa, aynı sorunlar ile karşı karşıya kalabilirler.

Nedir bu temel sorun peki, söz konusu “ülkemizdeki İslami tv yayıncılığı” ise?

Temel bir “format” sorunu.

Türk basın-yayın ve tv yayıncılık tarihi zaten hep ideolojik olagelmiştir ve ideoloji formatın önüne geçmiştir.

Türk milletin kültürel ve ruhsal yaşantısının en önemli sorunlarından biri “ikitelli” veya “iri medya” diye tabir edilen ve rakı masalarından yönetilen medyaların günümüzde hala varlıklarını “Türk milletinin kimyasını bozma” yeminleri üzerine inşa etmeleridir. Bu medyalara alternatif olarak kurulan “İslami” yayın mecralarımız ise ciddi bir “format” sorunu yaşamaktadır.

Tüm dünya tvleri yayınlarını yayın “konsollarından” yapar, ABD’nin önemli sinema ve televizyon okullarından New York Film Academy’de staj yaptığımız günlerde buna şahit olmuştuk. Bizim rakı masalarından yayın yapan iri medyalarımız ise dünyanın en pahallı yayın konsolunu “cihaz” olarak satın alır, ama rakı masasından yayın yapmaya ve her meseleyi bu dar zaviyeden bakarak çözmeye çalıştığı için “dünya vizyonuna sahip bir Türkiye’ye yakışır” yayın yapacaklarına, Türk milletinin “muhafazakarlaşmasına” sinir olup dururlar.

Belki de zaten Türk milleti hali hazırda muhafazakardı, onlar görmek istemiyorlardı, kendi “kökenleri” farklı olduğu için.

Bu kanalların alternatifi İslami kanallarımız ise sürekli “kalifiye ve yetişmiş” eleman bulamamaktan şikayet ederler, çünkü eleman ararken hep kendi “civarlarına” bakarlar.

Bu cenap da bir de ayrıca “gavur” sendromu vardır, belki haklı, belki haksız, bu yüzden “batıdan” gelen her şeye mesafeli davranılır. Ancak güneş sisteminin öteki ucuna da kaçsanız, görmek zorunda olduğunuz bir gerçek var. Tek başına bir BBC, halen, maalesef, son yıllardaki bütün olumlu ivmelerine rağmen TRT’nin 10 katı “dünyaca etkili” yayın yapar. İslami yayın yapan kesimlerce, haklı olarak “ahlaksızlık yuvası” olarak görülen Hollywood’un sinema ve tv yayıncılığı formatı hala bizim hasbel-kader tutturulmaya çalışılan dizi ve programlarından çok daha sağlam formatlara sahiptir, ama bir türlü “olması gerektiği” gibi örnek alamayız “gavurdan”.

Böyle bir yazı yazmaya bizi asıl iten, bir önceki haberimiz oldu, “elalem” yapmış yine diye hayıflandık. GDO’lu ürünlerin zararları ile ilgili kalkıp bir belgesel yapmış iki bağımsız filmci, şunu fark ettik, bizce “Müslümanları” çok ilgilendiren bir konu olmasına rağmen, pek çok “İslami” kanalımız böylesi bir belgeseli yayınlamak yerine “İnek şabanı” bıktırıncı kez yayınlamayı tercih edecektir, reyting kaygıları olmasa bile.

Ne yapsınlar haklılar, halkın beyni yeşilcam denilen zırvalıklar ile zaten 80 senedir uyuşturuluyor.

Kültür bakanlığı veya TRT gibi “kadrolar” zaten eş-dost sendromlarından kendilerini kurtaramadıklarından olsa gerek, tonlarca paralar saçılsa da, tüm dünyada gösterilebilecek kalitede bir belgesel yapamıyoruz işte.

Çünkü ciddi bir “format” sorunumuz var zira pek çok “kelli felli” medya mensubumuz, basın-yayın öğrencimiz formatı “satın alınıp reyting getirecek” bir şey olarak görüyor.

Kısmetse bu “format” meselesini ileride kurcalarız ama özellikle “muhafazakar” medyamızın acilen, her şeyden önce yapması gereken bir şey var:

Ellerindeki bütün yeşilçam zırvalıklarının bütün kopyalarını yakacaklar hemen.

Tv binalarının önünde başörtülü teyzelerimiz “ama biz inek şaban izlemek istiyoruz” diye protesto gösterileri düzenleseler bile.

Barış Tarımcıoğlu/Haricihaber.com

Yazan - May 28 2013. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes