harici haber

Sosyal şizofreni platformları

Paris’te insanlar hemen hemen hiç korna çalmazlar, sebebi sorgulandığında Türk insanın pek de kolay benimseyebileceği bir cevap alamazsınız. Derler ki, “Ülkemizdeki psikologlar birleşti, topyekün açıklamalar yaptılar, sosyal bir sorumluluk üstlendiler, dediler ki, korna sesi insan ruhunu fark edilenin ötesinde muazzam etkiler, çok zararlıdır. Bu açıklamanın üzerine devlet yetkileri ciddi önlemler, ciddi caydırıcı cezai tedbirler aldı, halk da buna uydu”

Şimdi işte bizim kafamızın basmayacağı tarafı şu bu işin, ülkemizde psikologlar her zaman ki gibi sosyal anlamda örgütlenmiyorlar, toplumsal sorumluluklarını yerlerine getirmiyorlar.

Oysa Türkiye son bir yıldır ciddi psikosomatik bir travma geçiriyor.

Toplumlar da aynen bireyler gibi, genellikle cinsel veya ekonomik kıskançlık kökenli buhranlara girebilir, girince de elbette biber gazı filan çözmez işi, eğer madem ki Türkiye muassır medeniyet peşinde koşturuyor, bu işi tüm toplumun vicdanı olmaya kendilerini vakfedecek olan psikologlar seslerini yükseltmelidir. Ancak onlardan çıt yok.

Oysa bir saat boyunca tencere gürültüsü çıkartıp bundan rahatsız olmamak ciddi bir psikosomatik nevroz belirtisidir. Tüm dünya psikiyatri literatürlerine geçmiş olan nevroz teşhisi maalesef ülkemiz psikiyatristlerinin pek gündeminde değildir.

Ama işte Türkiye bir nevroz cenneti, bitmek tükenmek bilmeyen bir yakıp yıkma öfkesi, bilinçsiz bir neyi niye eleştirdiklerini bilmeme psikozu hüküm sürer bu coğrafyada.

Bir de bunun üzerine sosyal medyalar denilen toplumun kollektif bilinç altını devasa bir lağım network’üne çeviren “yalancı” rahatlama platformları.

Ancak aynı alkol ve sigara müptelalığında olduğu üzere facebook, twitter gibi psikozlar, onlara bulaştıkça insanlarda geçici bir rahatlama yapıyor ama “hasta” tekrar geri dönmek zorunda kalıyor bu illetlere.

Bu illetler de bireyleri önce paranoyak yapıyor, sosyal medyada duydukları akıl almaz, aslı astarı olmayan safsataların peşinden gidiyor.

Paranoyak öfke nöbetlerinin arkasından bunun gerçek olmadığını hasta öğrendiğinde muazzam bir savunma mekanizmasına girer, kendisini paranoyaya götüren sebepleri oturup incelemez, şüphe etmek için her türlü zırvalığa inanmaya devam eder.

Oysa gerçek hayattaki işin karşılığı öyle değildir, muazzam bir hayal kırıklığı yaşatır bu durum insana, paranoyak hasta bunu kabullenmek istemez.

Böylece panik atak nöbetleri artar. Bir yanda alt benliği her zaman ki paranoyak dürtüleri fişeklemeye devam eder, bir yandan hasta kendini rahatlamak için her yolu der.

İşin içinden çıkamaz. Bu kısır döngü içerisine girmiş hastaya verilecek en son şey “biber gazı” olmalıdır.

Sonrası ise en kritik nokta, “hebephrenic schizophrenia”, şizofrenin en kötü türlerinden biri. Psikiyatri tarihinin az bilinen önemli bilim adamlarından Wilhelm Reich’in kitaplarını Türkçe’ye kazandıran Bertan Onaran bu hastalık türü için “yansıtımcılı şizofreni” demeyi uygun görmüş. Bu tarz şizofrenide beyinde “organik” bozukluklar devreye giriyor, asıl vurgulanması gereken bu.

İşte kendi fikrimize göre Türkiye’de bazı kitleler bu eşik değerine dayandı.

Yıllarca “şeriat geliyor” diye paranoyak fitiller fişeklendi.

Hayat tarzlarında en ufak bir değişiklik olmadı ama kendi karakterlerini bu psikoz üzerine inşa edenler bu saplantılı fikirlerinden vazgeçmek istemediler.

Bu saatten sonra devlet kendi eliyle biber gazı yerine bira şarap filan dağıtsa bir şey değişmez çünkü artık sosyal medyaların muazzam etkisi ile bu kitleler şizofreniye doğru emin adımlarla ilerliyorlar.

Devlet bu hastaların hayat tarzlarına karışmadıkça onların beyinlerinde kurduğu bu nevrotik muhakeme zincirini bozuluyor, bu yüzden bundan rahatsızlar, paranoya boşa çıkınca maalesef hasta panik ataklar ile yoluna devam etmek istiyor, ta ki şizofreninin kapısının dayansın.

Sürekli sosyal medya platformaları üzerinden milletin iradesine çamur atıyorlar.

Anne babasından sevgi görmemiş, teker teker kodlarını çözmeye tüm dünya psikologlarının birleşse bile gücünün yetmeyeceği nevrotik, insan doğasına taban tabana zıt bir kültür içinde yetiştirilmiş gençlerin öfke patlaması bu.

Bir de paranoya katsayılarını gazlayan sözde sosyal paylaşım siteleri.

Acaba birileri bu sosyal paylaşım siteleri aracılığı ile Türkiye üzerinde psiko-sosyal deneyler zinciri mi yapmaya çalışıyor?

Yoksa bütün bunlar deccalin provaları mı?

Bugün facebook’ta twitter’da her duyduğuna inanan gençlik yarın öbür gün cenneti cehennem, cehennemi cennet olarak gösteren zihniyetin peşinden gider tabi.

Tekke ve zaviyelerin mahallelerden zorla sökülüp atıldığı, psikologlarının sosyal sorumluluk sahibi olmadığı bir ülkede elbette bütün bu kitlesel psikozun çözümü nasıl olacak, bütün bu yıkıcı nevrotik öfkeyi gençler nereye boşaltacak?

Barış Tarımcıoğlu/Haricihaber.com

Yazan - Eyl 1 2014. Kategori Avrupa. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

2 yorum - “Sosyal şizofreni platformları”

  1. münir doğan

    Sayın Tarımcığlu, ‘Tekke ve zaviyelerin mahallelerden zorla sökülüp atıldığı bir ülkede’ cümlesi yüzünden, devrim yasalarına muhalefetten başınız ağrımasın…

  2. admin

    Yorumunuz için teşekkürler, asıl vurgulamak istediğimiz milletimizin 1000 yıllık genetik şifresine sahip çıkması

Yorum yaz

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes