harici haber

Müslümanları Bekleyen Tehlikeler

Müslümanları bekleyen tehlikeler-1

Nasıl ki bizce çok önemli konulara parmak bastığımız “dış basınla mücadele taktikleri” temalı yazı dizilerimiz pek çok yetkili merci için havanda su dövme etkisi yapar ve milletçe bildiğimizi okumaya devam ederiz, “Müslümanları bekleyen tehlikeler” diye yeni bir araştırma-yazı dizisi serüvenine atılırsak herhalde aynı akıbetler ile karşı karşıya kalırız.

Sebebi basittir : Türk mantığı hemen hemen son saniyeye kadar tehlike veya tehdit olarak görmesi gereken bir şeyi tehlike ya da tehdit olarak algılamaz.

Çarpık bir tevekkül yoksa aşrı bir öz güven mi, bu “son saniyeye kadar tehdidi umursamamanın” özünde yatan? Bizce ikisi de değil.

Türk insanına has vurdum duymazlık.

Bir de bunun üstüne son 150 senede “batılılaşma” zırvalıkları altında muazzam bir aşağılık kompleksi enjekte edilmesi ile, artık her Türk genci potansiyel olarak çıkarcı, bencil ve hepsinden kötü “ümmetinin sorunlarına karşı duyarsız” doğabiliyor.

Burada mesele inandırıcı olmak belki de, bu kadar basit, lafı fazla dolandırmaya gerek yok. Nasıl ki bizce çok önemli maddeler sıralıyorsak, dış basının Türkiye aleyhinde nasıl çalıştığını ve bununla nasıl mücadele edilmesi gerektiğini sıralıyorsak ancak en ufak bir “yorum” değişikliğine bile gidilmeden “mili basınımız” bile batı basınını hala kafasında kaf dağının ardında bir yerlere koyuyorsa, “Müslümanları bekleyen tehlikeler” diye bir sürü madde madde potansiyel tehlike yazarız, kimsenin umuru olmaz.

Çünkü her şeyden önce Türk milletinin tehdit ve tehlike algısında bir sorun var.

Yoksa bunun İngilizlerin insanlık tarihine peydahladığı en büyük illetlerden biri olan “ulusalcılık” akımları ile ilgisi olabilir mi?

“Müslümanları bekleyen tehlikeler” yerine “Türkleri bekleyen tehlikeler” diye başlık atsak daha mı çok ilgi çeker?

Türkiye İslam coğrafyasındaki sorunlara eğildikçe fena halde bozulan kesimlerin hoşuna gitmeyecek bir açıklama kaçınılmaz oluyor bu noktada, biz ikisi arasında bir fark görmüyoruz.

Zira batı da görmüyor.

Onlar için Türk=Müslüman.

Erövizyon şarkı yarışmasına Yahudi söz yazarlı Ermeni bestecili Kürtçe şarkı gönderip koreografisini her türlü masonik soytarılıklar ile bezesek, bu algı değişmeyecek.

Her ne kadar ikitelli semtindeki fildişi kulelerinden şaraplarını yudumlayan basın eksperileri “ah azizim Müslümanlardan bahsediyor bizden değil yani, endişeye mahal yok” dese de, milletçe anlamamız gereken çok basit bir gerçek var:

İslam’a karşı savaş açılmış durumda.

Kah örtük, kah bariz, batı dünyası artık İslam’a “bariz bir savaş” açtığını gizlemiyor.

Hedefte sadece petrol veya doğal kaynak veya sömürülmesi gereken bir halk yok, İslam’ın kendisi var.

Hz.Peygamber’e(sav) yönelik iftira ve karalama kampanyası var.

Bunu beceremezlerse Onu seven ecdada yönelik karaçalma kampanyası var.

İnsan aklını Kuran’dan koparmak var.

Bunu beceremezlerse vahyi sulandırmak var.

Bütün bunları uydurmuyoruz, gizemli komplolardan bahsetmiyoruz. Biraz İngilizce, biraz da vicdana sahip herkes anlayabilir, google news’a “Islam” veya “Muslims” yazınca.

İnsanlar hep şaşırıyor, haricihaber.com’un herhangi bir editoryal ekibi veya finansal desteği olmadığını öğrenince. “O haberlerin hepsini sen mi buluyorsun?” diyorlar, dudak büküp şüpheyle yaklaşanlar var, genel de susuyorlar, çok özel haber kaynaklarımın olduğunu, bunu kimseciklerle paylaşmayacağımı filan zannediyorlar.

Oysa söylüyorum işte, tüm dünya artık haberlerini nereden alıyorsa bende oradan tarıyorum. Google’dan.

Hani bizim hala vergi vermeye yanaştıramadığımız dünya “arama motoru devi”

Hiç de öyle akademik ünvanlara ihtiyaç duymadan söyleyebileceğimiz çok bariz “bilimsel” bir gerçek: İslam hakkında dünyada üretilen her olumlu 1 habere karşı 10 olumsuz haber üretiliyor.

Bu örgütlü, planlı bir çalışma, belki şeytanın Adem aleyhisselam’a duyduğu nefret kadar kadim.

20 yüzyılda “küfürün önündeki tek engel” yani ümmet bilinci yani onun tutkalı “Osmanlı” ortadan kalktığı için artık bu “örgütlü nefret” çok daha keskin bir ivme kazanacak.

Bu yüzden Müslümanları önümüzdeki yıllarda çok daha büyük tehlikeler bekliyor.

Asıl sorun bu yazının başlığı “Müslümanları bekleyen tehlikeler” değil de “Türkleri bekleyen tehlikeler” olsaydı daha çok tıklanırdı, önce buradan başlamak gerek.

Müslümanları bekleyen tehlikeler-2

Dünyanın üçüncü büyük dini…

Bu şekilde bir başlık atmış İngiliz DailyMail gazetesi. “Dünyanın üçüncü büyük dini acaba nedir?” diye insanı merak ettirmek için. İddialarına göre dünyanın Hristiyanlık ve İslam’dan sonra üçüncü büyük “dini” herhangi bir dini olmayan vatandaşların seçimi imiş.

Şimdi bu tarz bir laf cambazlığını istediğiniz gibi yorumlayabilirsiniz. Mesela bu haberi bizim medyalarımız alsa, Türkiye’nin ortamına göre, veya daha basit tabir ile nabza göre şerbet vermek niyetiyle, “Dünyada laiklik yükselişte” diye manşet atabilirler. Ya da Türk televizyonlarında utanmadan ateistlerin ne kadar başarılı insanlar olduğu propagandasını yapan sözde televizyoncular kalkıp bu haberi “ateistlerin sayısı artıyor” diye verebilirler. Ne de olsa pek çok Türk gazeteci kendi ideolojilerini Türk toplumuna dayatmak için zaman zaman sırtını batı medyasına dayar.

Oysa kanaatimizce böylesi bir haberin doğru okumasının öyle laiklik veya sekülerlikle filan ilgisi yok. Pew Forum’un yaptığı ve İngiliz basının yayınladığı bu “araştırmada” asıl vurgulanan dert, haberin, doğru ve tam bir tercümesi yapılınca ortaya çıkıyor. “Halihazırda var olan dinlerle herhangi bir bağı olmamak” durumu “yeni bir inanç sistemi” olarak tanıtılıyor. Üstelik gazetenin bu araştırmacılara dayanarak ettiği iddiaya göre bu “yeni inanç sistemi”, Hristiyanlık ve Müslümanlıktan sonra üçüncü bir din olarak “yükselişte”. Sürekli bir “yükselişte” tabirine vurgu yapılınca, bu yeni sözde inanç sistemi, yeni ve moda olan şey diye özellikle gençlerin aklı çelinmek isteniyor.

Elbette bu “yeni inanç sistemine” yeni bir din demek büyük bir hata ama asıl dert bu. Çünkü insanoğlu, 21.yüzyıla girmişken, çağlar üstü derin bir “hüsran” içindeyken, yeni inançlar aranıyor. Batıda bazı odaklar, medyalarını ve diğer politik şerlerini kullanarak sistematik olarak kendi toplumlarını önce Hristiyanlıktan, sonra da İslamiyetten soğuttular. Şimdi de “inançsız” olmayı yeni bir “inanç sistemi” olarak pazarlıyorlar ki, modası geçmiş laiklik, ateistlik gibi lafları kullanmak zorunda kalmasınlar.

10 yıl içerisinde ergenliğe girecek yeni kuşakları böyle zehirleyecekler anlaşılan, bu kadar “yeni dünya düzenleri”, yeni dünya dinleri, ruhçuluklar, new age akımları vs. varken, ateistlik propagandası yutmaz, laiklik desen 1930 model gerici kafalara uyar, “facebook” gençliği için fazla ideolojik kaçar, öyleyse “herhangi bir dinle bağlantılı olmamayı” yani dinsizliği yeni bir “inanç” sistemi olarak pazarlayacaklar.

Yeni dünya düzeni dedikleri zırvalığı tüm dünyaya pazarlarken, yeni bir din anlayışına ihtiyaçları var. İnançsız bir sistemin çok çabuk çöktüğünü tecrübe ettiler, komünizmle. Öyleyse, varsa yoksa “dinsizliği” bir inanç sistemiymiş gibi pazarlayacaklar.

Müslümanlığı bekleyen tehlikelerin bir başkası da anlayacağınız, böylesi kavram karmaşalarından geçecek.

Yeni nesiller kesinlikle laiklik palavrasını kendilerine “dinin alternatifi” olarak şiar edinmezler, bunun modası geçti. Özellikle Türkiye’de üç-beş darbe, 28 şubat derken kimse “Müslüman” kimliğin karşısına “Ben laikim ama” diye çıkamaz bu saatten sonra.

Bu derin güçler zaten tüm dünyayı kapitalist yapmak zorundalar, bu yüzden sosyalistlerin anladığı anlamda bir diyalektik materyalizm tutmaz, dolayısıyla “bilimsel bir ateizm” kimseyi tatmin etmez.

Özellikle İslamiyeti sulandırmak için artık reform meform hareketlerinden medet umamazlar, bu yüzyılın başında hevesleri kursaklarında kaldı, bu yüzden olsa olsa yeni türemiş zırva new-age diye tabir edilen ruhçuluk akımlara bel bağlayacaklar, ama burada da şöyle bir çelişki daha peydahlanıyor:

Tüm dünyaya ruhçuluk pazarlayınca bu kafalar, bu yüzden insanlar ateist-materyalist düşüncelerden uzaklaşıyorlar, tekrar dine sarılmak istiyorlar.

İşte tam burada devreye girip, “geleneksel ve var olan dinlere sarılmayın, bakın artık dinle bağlantılı olmamak da artık bir inanç sistemi” diyecekler. Sonuçta eninde sonunda insanoğlu bir inanç sistemine ihtiyaç duyuyor.

Velhasıl, Müslümanları bekleyen tehlikelerden biri de, artık laiklik, ateistlik filan değil, böylece sulandırılmış, uydurulmuş, yeni “inanç” sistemlerinin tüm dünyada popüler olduğu, bu yüzden bu yeni dinsizliğin toplumda en az din kadar saygı görmesi zorunluluğu. Saygı görecekler, hak hukuk diyecekler ki, propagandalarına devam etsinler.

İşte bir İngiliz gazetesinin manşetini böyle inceliyoruz ama eminiz ki bu haberi okuyan bazı “Türk” gazetecileri hemen zevkle, “tüm dünyada ateizm yükselişte” diye flaş haber geçeceklerdir.

Oysa ortada kavram karmaşaları üzerinden çok daha tehlikeli bir durum Müslümanları bekliyor.

Her ne ise, bunun ilacı da çok net ve sarih bir şekilde Kuran-ı Kerim’de mevcut:

Allah nezdinde hak din İslâm’dır (Al-i İmran, 3/19)

Barış Tarımcıoğlu/haricihaber.com

p

HariciHaber.com Arşiv Taraması

Foto Galeri

gig_g=1
Giriş | Tasarım Gabfire themes